San Sebastian3

BASK BOLGESI’NDEN OKYANUSA KUS BAKISI

Fransa’nın batı kıyılarında deli gibi yağmur yedikten sonra artık biraz güneş görürüz hayaliyle tuttuk İspanya’nın yolunu. İlk durağımız İspanya’nın en lüks yazlık beldelerinden biri olan San Sebastiandı.

185 bin nüfuslu  kent İspanya’nın Bask bölgesinde kalıyor.  Kente vardığımızda birbirinden güzel ve görkemli yazlık villalar ve geniş tertemiz caddeler insanın gözünü fazlasıyla alıyor. Bir de okyanusu gördüğümüz zaman, herhalde cennet böyle bir yer olsa gerek diyoruz gerçekten. Okyanus kıyısındaki kentin dev plajlarında güneşin batışını izlemek paha biçilmez bir duygu. Otelimiz Monte Igueldo denilen bir tepede. Tepeye finikülerle ulaşmak da mümkün. Otele doğru arabamızla tırmanırken bir tarafta her biri bir saray yavrusu olan yazlık villalar diğer taraftaysa insanın aklını alan okyanus manzarası var. Yolu çevreleyen sette gençler takılıyor, hafif bir Moda sırtları havası var ortamda… Tepeye vardığımızda dünyanın en güzel manzarası bu olsa gerek diyoruz. Mercur Hotel Monte Igueldo aldığı parayı fazlasıyla hak ediyor. Odamızın balkonu San Sebastian’ın muhteşem sahil şeridini tepeden görüyor. Kafamızı dışarı uzatır uzatmaz sonsuz bir maviliğin içindeyiz. Gökyüzü ve okyanus gözlerimizin önünde birleşiyor. Ufuk çizgisini bile seçemiyoruz. 

Pinxtos yemek istiyoruz

İlk gün hava biraz serin. Hala o beklediğim yaz sıcaklarını tadabilmiş değilim. Kalınca giyinip dışarı çıktığımızda önce eski şehri geziyoruz sonra da pinxtos yemek için insan üstü bir çaba sarf ediyoruz. Ancak çok da başarılı olduğumuz söylenemez. Zira pinxtos’ları seçmek oldukça sancılı oluyor çünkü içlerinde ne olduğunu anlamıyoruz. Garsonlar da Baskça ve İspanyolca dışında bir dil konuşmuyor. Anlaşmakta güçlük çekiyoruz. İlk akşam önümüze gelen sürpriz pinxtos’ları yiyor ve bununla yetiniyoruz. Ancak İspanya’nın Barcelona, Madrid gibi büyük kentleri dışında diğer kentlerinde kimsenin İngilizce bilmediğini anlamak bizi oldukça şaşırtıyor. Adamlarla işaret diliyle ya da Türkçe anlaşmaya çalışmakla İngilizce konuşmanın hiçbir farkı yok.

 

Alışveriş cenneti

Bu arada San Sebastian oldukça zengin ve şık bir kent. Modanın merkezlerinden biri. Seyahate çıkmadan önce bu bilgiyi internetten okuduğumda gözümde tam olarak canlandıramamıştım ama kente gidince taşlar gerçekten de yerli yerine oturdu. Birbirinden şık mağazaların olduğu sokaklar gündüz saatlerinde cıvıl cıvıl. Özellikle ayakkabı mağazalarıyla ünlü olan San Sebastian’da indirim döneminde ünlü markaların ürünlerini  de çok çok uygun fiyatlara bulmak mümkün.  Zaten İspanya genel olarak özellikle tekstil alanında tam bir alışveriş cenneti. İnsanın kendini rahatlıkla kaybetmesi mümkün. Ancak San Sebastian’da Avrupa’nın diğer küçük kent ve kasabaları gibi akşam belli bir saatte sessizliğe bürünüyor. Geç kalınca yemek seçenekleri bile gittikçe azalıyor.      

San Sebastian’ın muhteşem kıyılarının tadını çıkarmadan olmaz. Ertesi gün daha sabah saatlerinde plaja  yerleşiyoruz. Önceki akşam bomboş olan plajlar gündüz tamamen dolmuş durumda. Denizden oldukça yukarıda bir yer seçip kendimizi güneşe bırakıyoruz. Laf aramızda hava benim için hala serin. Yine de sahilde barınmak için elimden gelen çabayı gösteriyorum. Ancak sıra okyanusata yüzmeye gelince işte onu yapamıyorum. Su da dışarısı da soğuk olunca seyahatimizin geri kalan iki haftasını hasta geçirme riskini almak istemiyorum. Mümü benim yerime de yüzüyor. Daha akşamüstü yeni olmuşken bir bakıyoruz su ayaklarımızın dibine kadar gelmiş. Okyanusun bu hızlı hareketi bizim çok da alışık olmadığımız bir durum.

Denizden babam çıksa…

Öğlen yemeğimizi çarşının içinde küçük bir barda yiyoruz. Bir iki başlangıç sözyleyelim bira eşliğinde keyif yapalım derken ipin ucu kaçıyor, bir de bakıyoruz mönüdeki bütün başlangıçları istemişiz. Önümüze binbir çeşit deniz mahsulü geliyor. En ilginçleri mürekkep balıklı kara bir sosa bulanmış paella ve solucan gibi minik balıklarla bezeli omlet. Benim gibi deniz mahsulü sevmeyen bir insanı ne hale getirebileceğini düşünün artık. Yine de kendimi zorluyorum ve üç günlük besini bir öğünde depoluyorum. Gece ise kentin diğer ucunda bir müzik festivaline denk geldik. Geceleri genelde durgun olan kentin yaz aylarında böyle festivallerle renklendiğini  öğrendik. Bu arada San Sebastian aynı zamanda bir üniversite kenti. Mimarlıktan tıp fakültesine kadar birçok bölümü barındıran oldukça büyük bir üniversiteye sahip kent öğrencilerle de biraz hareket kazanıyor.

Bask adını her ne kadar ayrılıkçı ETA örgütü ve terör olaylarıyla bilsek de bölgenin aslında kendi içinde bir denge ve huzura sahip olduğunu söylemek mümkün. Zira İspanya’nın kuzeyi ve Fransa’nın güney batısını kapsayan Bask Bölgesi, hem İspanyollar hem de Fransızlar tarafından özerkliği tanınan bir bölge.  Üstelik de kişi başına düşen gelir Avrupa Birliği ortalamasının bile üzerinde. İspanya’da İspanyolca ve Baskça konuşulurken Fransa’da da doğal olarak Fransızca ve baskça konuşuluyor. Bask diliyle ilgili ilgili ilginç bir bilgi de dilin yapısal olarak Kafkas dillerine özellikle de Gürcüce’ye benziyor olması. Bölgenin en önemli kentiyse zengin bir kültür mirasına sahip olan Pamplona.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s