BU ANGELINA BAŞKA

Geçenlerde Facebook’ta paylaşılan bir linke tıkladım ve karşıma müthiş şirin bir kız çocuğu çıktı. Norveçli bu zilli geleceğin Norah Jones’u olabilir. Yedi yaşında küçük bir çocuğun caz repertuarına sahip olması ne kadar başka bir şey. İşte iki ülkenin eğitim sistemleri arasındaki farkın en güzel örneği. Umarım bir gün biz de eğitim sistemimizi gelenekseli koruyan ama vizyon ve evrensel perspektif sahibi bir hale getirebiliriz. Biz de güzel zengin kültürlerden korkmamayı; bunları doğu-batı diye ayırmamayı öğreniriz. Biraz hayal gibi görünse de dileğim bu 23 Nisan’da….

Neyse dönelim Angelina Jordan’a. Bu küçük prenses, Norveç’te yayınlanan bir şarkı yarışmasının finalistlerinden. Yarışmaya katıldığı ilk günlerden itibaren jüriyi etkisi altına almayı başarmış. Ufaklığın yaşına karşın güçlü bir aurası ve kendine özgü bir tarzı var. Eminim Angelina’nın yansıttığı imajda ailesinin de önemli etkisi var. Angelina buğulu sesi, şirin çocuk dişleri, kabarık saçları ve çıplak ayaklarıyla beni oldukça etkiledi. Paylaşmak istedim. Bu arada Youtube açılmış mıydı?

Ricardo ile tanışın

dsc_0001

İspanyolca hocamla tanışın! İsmi Ricardo Gamboa Salazar. Kendisi Kolombiyalı bir ressam. Ricardo’nunki de farklı kıtalarda sonuçlanan birçok hikaye gibi aşkla başlıyor aslında. Londra’da dil kursuna gittiği sırada bir Türk kızına aşık olmuş ve tutmuş İstanbul’un yolunu. Şimdi Banu ve Ricardo evliler ve beş yaşlarında Yunus adında dünya tatlısı bir oğulları var.

Barcelona hayalleri

Bizim İspanyolca sevdamızsa Akdeniz ülkelerinin içimizi kıpır kıpır eden sıcaklığından geliyor sanırım. Her zaman tası tarağı toplayıp Barcelona’da bir cafe işletme sevdamız oldu arkadaşlarla. İşinden gücünden sıkılan bu hayale sarıldı. Çok konuştuk bunu, o kadar ki gerçekliğini yitirdi konuşa konuşa. Ama bize bundan geriye kalan İspanyol diline yönelik bir merak oldu. 

Artık konuşabiliyoruz

Biz Barcelona’ya yerleşme hayalleri kurarken dil öğrenme aşkı bize daha uzaklardan, Kolombiya’dan bir dost getirdi. Umur’un daha önce IBM’e grup dersi vermiş olan Ricardo’yu önermesiyle derslere başladık. Haftada bir gün iki saat gramer kitabımız önümüzde ufak adımlarla giriştik İspanyolca’ya. Bir yılı doldurmak üzereyiz. Bu sürede artık derslerimizin yarısını conversation’a ayırabilecek seviyeye geldik. Ricardo ise çok iyi arkadaşımız oldu. Onu tanımak, İstanbul’da ona denk gelmek gerçekten büyük şans.

Ricardo bildiğiniz Kolombiyalılardan değil. Kahveyle ve dansla hiç arası olmasa da onda bundan çok daha fazlası var. Bir Kolombiyalı’dan beklediğimiz eğlence ve espri anlayışı konusunda bizi yanıltmayan dostumuz, aynı zamanda  ressam ve mükemmel bir fotoğrafçı.

orkideler

Resimlerini yakından görme fırsatı bulduğumda renklerin canlılığı ve makro çizimlerin algıda yarattığı yanılsamalardan çok etkilendim.

elma

Ricardo’nun Kolombiya’da yaşadığı köyden esinlenerek çizdiği peyzaj resimleri de görmeye değer.

18972_265441458441_6494702_n

Benim favorim ise “Silencios” serisi

kus1

Resimle ilgileniyorsanız, Ricardo’nun tabloları ilginizi çekerse, gamboart@yahoo.es adresinden ona ulaşabilirisiniz. İspanyolca ve/veya resim dersi almak isterseniz yine Ricardo’ya mail atmanız yeterli. Ayrıca Ricardo yuva ve okullar için duvar resimleri de yapıyor. Ricardo’nun çalışmalarına web sitesindeki portfolio bölümünden ulaşabilirsiniz.  

Pera’da fotoğraf atölyesi

Fotoğraf oldum olası ilgilendiğim ancak bir türlü kendimi yeterli ve başarılı hissetmediğim bir alandır. Doğrusu ya fotoğraf çekmeye çok da vakit ayırdığım söylenemez. Yine de isterim vakit ayırmayı, çalışmayı, öğrenmeyi de işte… İstemek her zaman yeterli olmaz. Bilirsiniz siz de… 

Pera Müzesi’nin portre fotoğrafçılığı atölye çalışmasından haberdar olduğumda önce iki saatlik bir eğitimin ne faydası olacağı konusunda tereddüt ettim. Sonuçta iletişim fakültesi mezunu ve gazetecilik yapmış biri olarak fotoğraf konusunda temel bilgiye sahibim. Dolayısıyla bir saati temel eğitimle; “diyafram ne, enstantane ne” diyerek geçecek bir atölyenin bana fayda sağlayıp sağlamayacağından emin olamadım. Fakat birkaç gün düşündükten sonra aslında ihtiyacım olanın fotoğraf çekmek için daha çok motivasyon olduğuna karar verdim ve tuttum Pera Müzesi’nin yolunu. 

Atölye beklediğimden çok farklı değildi. Uzun süresi temel eğitime ayrıldı, çalışmanın esas konusu olan portre fotoğraf çekimine son saatte gelinebildi. Yine de en azından amatör fotoğrafçıların çalışmalarını bulabileceğimiz farklı internet ortamlarını öğrendik, Ateliers Galata‘dan haberimiz oldu ve kapalı alanda da olsa, biraz pratik yaptık. Atölyenin en eğlenceli kısmı tabii ki uygulamaydı. İkili gruplara ayrılarak karşılıklı portre fotoğrafları çektik. Partnerim Meral, benim kamerama böyle yansıdı. 

atolye

‘Zamansız Fotoğraflar’

Atölyenin bonusu ise Pera Müzesi’nin Yıldız Moran sergisiydi. “Zamansız Fotoğraflar” adlı sergi 1932-1995 yılları arasında yaşamış fotoğraf sanatçısının  portre fotoğraflarından ve diğer çalışmalarından güzel bir derlemeydi.

Fotoğraflarda zaman ve yer bilgisi olmaması bir eksiklik hissi yaratsa da kompozisyonların çarpıcılığı, insan figürünün etkin kullanımı ve portre fotoğrafların canlılığı Yıldız Moran’a hayran kalmam için yeterli oldu.

Robert Kolej mezunu Moran, İngiltere’de aldığı fotoğrafçılık eğitiminin ardından Londra’da önemli fotoğraf sanatçılarının yanında çalışmış. Daha sonra çalışmalarını İtalya’da sürdürmüş. Moran’ın kariyeri 30 yaşında Özdemir Asaf’la evlenmesinin ardından sona ermiş. Kısacası Moran 30 yıla çok şey sığdırmış ve birçok insanın ömür boyu elde etmek için çabaladığı başarıyı bu sürede yakalamış.  

Sokak kedilerine jest

Sokak hayvanları için çok şey yapan insanlardan değilim. Evimde bir kedi beslememe rağmen, sokaktaki hayvanlara gerekli özeni göstermediğim hissiyle sık sık vicdan azabı çekerim. Bu konuda daha aktif olan arkadaşım Damla, kedi evi yapmayı teklif ettiğinde fikir oldukça hoşuma gitti. 

Özellikle yavru kedilerin karlı havalarda sığınacakları bir yer bulmaları çok önemli, yoksa soğuklar bu miniklerin hayatına mal olabilir. Artık şehirlerde insanlarımız yaz sıcağında sokak hayvanları için kapılarının önüne su dolu kaplar bırakmayı kanıksadı. Sanırım şimdiki adım da evlerin önünde kartondan yapılmış kedi evleri görmek olacak. 

Karton kutu ve strafor

Kedi evi yapmak oldukça kolay. Herhangi bir yapı marketten alacağınız strafor, karton kutu, koli bandı ve maket bıçağı malzeme olarak yeterli. İlişikteki videoyu izleyince ne kadar kolay olduğunu siz de göreceksiniz.

kedi evi  

Sokak hayvanlarına ilgi göstermek bence kendince hassasiyetleri olan bir konu. Hayvanların yaşam koşullarını iyileştirmeye çalışırken şehir yaşantısında ortak alanlarımızı paylaştığımız komşularımızı ve diğer mahalle sakinlerini mümkün olduğunca rahatsız etmemeli ve hijyen koşullarına özen göstermeliyiz.

Bahçeye yemek atmayın

Apartmanın bahçesine üst katlardan gelişigüzel yemek serpiştirmek, bahçeye kağıt tabaklar içinde yemek bırakmak sonra bu zaman içinde kendinden geçen tabakların aylarca aynı yerde kalması, oldukça sağlıksız ve rahatsız edici bir durum.

Benim tercihim kedilere vereceğimiz yemekleri insanların camlarının, balkonlarının önüne bırakmaktansa kedilerin ulaşabileceği ancak ortak alanlarımızı kirletmeyecek ve hijyen koşullarımızı tehdit etmeyecek yerlere koymak. Örneğin insanların kullanmadığı ancak hayvanların vakit geçirdiği yeşil alanlar vs. Eminim hepinizin sokağında ya da mahallesinde böyle yerler vardır.

Sadece 10 dakika

Bir diğer önemli konu da hayvanlara yemek verdiğimiz plastik ya da kağıt tabak veya poşet gibi malzemeleri daha sonra geriye dönerek bulmak ve çöpe atmak. Bu da aslında hiç zor bir şey değil, sadece biraz özen göstermek hem çevre kirliliğini önlemek açısından hem de etrafımızla ilişkilerimiz açısından önemli. 

Kedi bana göre dünyanın en komik ve akıllı hayvanıdır. Üstelik sanılanın aksine sevgisini ve vefasını göstermeyi de çok iyi bilir. Onu seveni, onunla ilgileni anlar ve canı istediğinde karşılığını cömertçe verir.  Kediler için yapacağınız küçük karton evler sizin belki 10 dakikanızı alır ama bir sokak kedisinin hayatını kurtarabilir.  Şu ara havalar güzel gidiyor. Bu durumda kedi evinizi istediğiniz zaman hazır edip, hava sıcaklıkları düştüğünde sokağa çıkarabilirsiniz. 

Karanlıkta bir dünya var

sergilogoIstanbul’da Avrupa yakasında yaşayanlar Gayrettepe metro istasyonunda “Dialogue In The Dark” afişleriyle karşılaşmıştır. Türkçe adıyla “Karanlıkta Diyalog” sergisi 18 Aralık’tan bu yana metro istasyonunda görme haricindeki duyularımıza ve iç dünyamıza hitap eden farklı bir yolculuk deneyimini bize sunuyor.

Merak etmiş, ancak fırsat bulamamış olanlara bu farklı tecrübeyi deneyimlemelerini tavsiye ediyorum. 

Yahudi doktorun ‘diyalog’ arayışı 

Karanlık’ta çıkılan bu yolculuğun mimarı Alman felsefe doktoru Andreas Heinecke. Heinecke’nin hikayesi, hayatını hoşgörü ve diyaloğu arayayarak geçirmesini açıklayan en önemli nedenlerden. Alman dostumuz, 13 yaşındayken anne tarafından akrabalarının soykırım kurbanı olduğunu, baba tarafının da Nazi rejimi savunucusu olduğunu öğrenmiş. Ruh dünyasında oldukça büyük bir çatışmanın içinde bulmuş kendini. İlerleyen yaşantısında hayat onu genç yaşında görev başındayken geçirdiği bir kaza sonucu gözlerini kaybetmiş bir gazeteciyle bir araya getirmiş. Bu deneyim Heinecke’nin dünyaya ve hayata bakışını değiştirmiş. O da karanlıkta hissetmeyi başardığı dünyayı başkalarıyla paylaşmak için bu projeyi başlatmış. İlk serginin 1988’de açılmasının ardından 25 ülkede devam eden etkinliklere 6 milyondan fazla kişi katılmış ve daha güzeli  sergi, 6 binden fazla görme engelliye iş imkanı sağlamış. 

Karanlıkla imtihanın korkutucu bir yanı var, kabul. Attığınız her adımda yaşadığınız güvensizlik duygusu bile insan hayatı için yepyeni bir deneyim. Bir anda evde elektriklerin kesilmesiyle karanlıkta kalmaya benzemiyor. Bu gördüğünüz en kara karanlık… Ancak bastonunuz ve görme engelli rehberleriniz sizin için bu deneyimi çok kolaylaştırıyor ve ilk beş dakikanın ardından artık karanlıkta yönünüzü bulmayı ve diğer duyularınızı kullanmayı öğreniyorsunuz. Birbirini tanımayan bir grup olarak girdiğiniz sergiden herkesin sesini ve ismini öğrenerek ayrılıyorsunuz.

Şehre farklı bakış 

Sergi alanında sizin için küçük bir şehir yaratılmış. Burada sokaklarda yürüyor, karşıdan karşıya geçiyor, meydandaki pazara uğruyor, tramvaya ve vapura biniyorsunuz. Ellerinizle yoklayarak etrafınızdaki nesneleri tanıyor, bazen bir bisikletle, bazen parktaki ağaçlarla, bazen de park halindeki bir arabayla karşılaşıyorsunuz. Dokunma duyunuzun yanı sıra sesler ve kokular da size yön gösteriyor. Bir elmayı dokunarak ve koklayarak tanıdığınızda yaşadığınız heyecan hem duyularınıza  yönelik farkındalığınızı arttırıyor hem de küçücük detayların bazılarımızın hayatında ne kadar büyük öneme sahip olduğunu görmenizi sağlıyor. Sergiden hem empati yapma yetinizi pekiştirmiş olarak hem de duyularınıza yönelik farkındalığınızı artırmış olarak ayrılıyorsunuz. Karanlıkta kahve satın alarak içmenin ve yazı yazmanın bile mümkün olduğunu görüyorsunuz. Işıktan arındırılmış bu farklı yolculuk sizi başka düşünme ve görme tazrlarıyla tanıştırıyor. 

Sırada lip balm var

Günlerdir internete yaptığım araştırmalar sonunda bugün balmumu kulanarak ilk lip balmımı yaptım. Sonuç: Oldukça amatör.

Öncelikle şunu söylemeliyim internette yüzlerce farklı yağ kombinasyonuyla yapılan lip balm tarifleri var. Ben aktarda bulduğum yağların kullanıldığı bir tarif seçtim. Yani tarife göre malzeme almadım, malzemeye göre tarif buldum ki o da hiç zor olmadı.

Lip balm yaparken genellikle katı kıvamını vermek için balmumu kullanılıyor. Kullanılmayanlar da var. Balmumundan uzak duracağım diyenler vazelinle de kendi lip balmlarını yapabilir. Ben ilk olarak içinde balmumu olan tarifi anlatacağım. Internetteki tarifi uyguladım ve bu tarifin bazı hatalara yolaçtığını gördüm. Aşağıda anlattığım o hatalara göre tarifi kendimce revize ettim. Yine de tarifi yaparken ilk sefelerde amatörlüğünüz mutlaka olacaktır. İlk deneyiminize göre kendi tarifinizi oluşturunca daha iyi sonuç alacağınızdan eminim. 

1-1,5  Yemek kaşığı balmumu rendesi

2 Yemek kaşığı hindistan cevizi yağı,

2 Çay kaşığı  tatlı badem yağı

5-6  Damla nane yağı

Balmumunu bain marie usulü erititikten sonra içine yağları ekleyin, renk katmak isterseniz kullanmadığınız kırmızı ya da pembe bir rujunuzdan bir parça keserek karışımın içinde eritin. Buna simli açık renk göz farı kırıntıları da ekleyebilirsiniz. Böylece parıltılı bir renk oratay çıkacaktır. 

Kokulu yağınızı ise karışımı ocaktan aldıktan sonra ekleyin ki kokusu uçmasın. Ben organik nane yaprağı yağı kulandım.

malzemeler

Yaptığım hatalar:

Balmumu fazla geldi. bu nedenle  lip balm sürülmesi zor oldu, daha çok lip stick kıvamına yakın oldu. 

Nane yağı fazla oldu. Esansı damlatırken varsa şişenin ağız kısmındaki kendi damlalığına aldanmayın bir anda beklentinizden fazla miktarda dökülebilir. Harici bir damlalıkla karışımınıza daha kontrollü ekleme yapabilirsiniz. Ben bu hataya düştüm ve istediğimden birkaç damla fazla aromatik yağ koymuş oldum. 

İçine koyduğum rujun rengi ya da miktarı yetersiz kaldı.Karışım katılaşınca renk her zaman koyduğunuz rujun daha açık bir tonu oluyor. 

Karışımı kutuya aktarmak için şırınga yerine kaşık kulandım. Kutuya karışımı aktarırken şırınga kullanmanız ise yüzeyinin daha pürüzsüz ve görsel olarak daha güzel olmasını sağlayacaktır.  

Şimdi de karışımın içinde kulandığımız malzemenin özelliklerinden biraz söz edelim. 

Hindistan cevizi yağı: Cildi besleme ve nemlendirme özellikleriyel antioksidan özeliğe sahip. Dermatit, egzama ve benzeri cilt hastalıklarına iyi geliyor. 

Tatlı badem yağı: Cilde iyi gelen E ve D vitamini ile kalsiyum ve magnezyum minerallerini içeriyor.  Kuru dudakların nemlendirilmesine ve dudaktaki çatlakların iyileşmesine yardım ediyor. 

Nane yaprağı yağı: Ağrı ve yorgunluk giderici, ferahlatıcı ve tazeleyici. (Benim kullandığım marka Happy Moments)

Not: Konuyla ilgili uzmanlığım yok. Tarif yalnızca internetten yapılmış bir derlemedir.  Ürünün içindeki malzemeler çeşitli cilt tiplerinde ve bünyelerde alerjik reaksiyona yol açabilir. Dudağınıza uygulamadan önce elinizde küçük bir bölgede denemeniz faydalı olabilir. 

Sabun yapıyorum!

Fotor0106231729

İşin aslı gerçekten şaşkınım bu halerime. Her şey işsiz kalmamla başladı. İnternette gezinirken hiç de harcım olmayan, gayet beceriksiz olduğum el işi, DIY (Do it yourself) vs konularının içinde buldum kendimi.  Önce pasta gibi rengarenk sabunları gördüm. Pasta derken şaka yapmıyorm, sabundan cupcake bile yapılabiliyor hem de gerçeğiyle karıştıracağınız kadar benzeri! Boyalar, esanslar, silikon kalıplar derken evde yapılan rengarenk, çilek, limon, vanilya kokulu lip balmlara takıldım. Anında kendime Tatlı Dilimler‘den bir sabun seti ısmarladım. Kozmetik hevesimi ise biraz daha erteleyerek hayatıma giren bu yeni zırvalıkları sıraya koymaya kara verdim.

Elimden iPad düşmüyor, sürekli farklı şekillerde sabunlara, anti-aging, egzama kremi vücut losyonu, nemlendirici, body scrub tariflerine bakıp duruyorum. Bu konularda inanılmaz yetenekli insanlar olduğunu görmek ve onların bloglarını takip etmek de ayrıca eğlenceli. Ortaya çıkanlar henüz kusursuz değil, ama yaptıkça eli alışıyor insanın, yapabildiğini gördükçe hoşuna da gidiyor.

Sabun yapmak dediğime bakmayın; benimkiler dekoratif… Esas mesele ‘cold process’ sabun yapmakta. İçinde zeytin yağı, kakao ve palmiye yağları ile e vitamini gibi farklı nemlendirici ve onarıcı özeliğe sahip maddeler bulunan doğal sabunlar bu yöntemle yapılıyor.  Ancak benim bu yöntemi kullanılan kimyasallar nedeniyle evde yapmama imkan yok. Yapan yok mudur? Vardır elbet ama henüz evi laboratuvar ortamına sokacak kadar moda girmedim. Üstelik meraklı bir de kedim olunca dikkatli olmak zorunda kalıyorum. Şimdilik yaptıklarım ‘melt and pour’ denilen türden. Şeffaf ve beyaz sabun bazlarını eriterek içine boya ve esans katıyorum. Sonra da kalıplara dökerek soğumasını bekliyorum. Aslında böyle anlatınca çok basit geliyor kulağa. Halbuki sabun hızlı eriyen ve hızlı soğuyan bir yapıya sahip. Eriyik haldeki sabunun içine soktuğunuz kaşık ve eklediğiniz esans bile ısısının azalmasına ve aniden donmasına neden olabiliyor. Bu da sabunlarınızın beklediğiniz pürüzsüzlükte olmasına engel oluyor. O yüzden de hız önemli. Bu konuda paylaşımlarıma mevzuyla ilgili engin araştırmalarım ve  deneyimim arttıkça devam edeceğim.

İlgilenenler tatlidilimler.com ve brambleberry.com sitelerinden sabun malzemeleri ve kalıpları alabilir. Eminönü’ne bu iş için henüz gitmemiş olsam da saha çalışması yapınca orada neler bulunabileceğiyle ilgili de paylaşımda bulunacağım. Bir de YouTube’da Soap Queen TV‘de şekerleme gibi insanın ağzının suyunu akıtan sabunların nasıl yapıldığına bakabilirsiniz.

sabunkolaj

Bizim Erik

Erik

Sizi Erik’le tanıştırayım. İki yıldır evimizin maskotu. Bana sorasanız kendisi dünyanın en yakışıklı kedisi. Ama hayvan güzel olunca kaprisi de ona göre oluyor haliyle. Bizim dışımızda kimseyle anlaşamayan Erik Bey’in arkadaşlarımıza tıslaması ve onları kovalaması bizim evin bir rutini haline dönüştü. Dostlar sağolsunlar Erik’e rağmen henüz evimize gelmekten vazgeçmediler. 

Kumaş pazarı

çoraplar

Geçen hafta bendeniz beklenmedik bir anda işsiz güçsüz kalınca arkadaşım Damla beni Fikirtepe’deki kumaş pazarına götürdü. O sırada bir iki kare fotoğraf çekme fırsatım oldu. Satıcılar fotoğraflanmaktan çok hoşlanırken bazı müşteriler oldukça tedirgindi. Özellikle kara çarşaflı bazı kadınların fotoğrafın günah olduğunu söylemesi beni benden aldı. Bu dogmalar beni oldum olası güldürmüştür. O zaman televizyon da günah ve sabahları bayıla bayıla izlediğiniz kadın programları da!

"Our battered suitcases were piled on the sidewalk again; we had longer ways to go. But no matter, the road is life." Jack Kerouac, On the Road

Places Unknown

Dmitrii Lezine's fine art photography, travel photography, free HDR Tutorial, photography tips, camera reviews and photo editing software.

ANE Blog

Ali Nihat Eken's Blog

Bodrum'da

yemek için geziyoruz, gezmek için yaşıyoruz

life to reset

drifting, exploring, surviving

İZ OUTDOOR

'Özgürlüğü hisset...'

Planes Trains and Parks

A 'Round the World Adventure

The Urban Observer

The everyday life and surprises of living an urban existence

Mais Oui Paris

Avoiding dog poo, pickpockets, and use of the subjunctive.

%d blogcu bunu beğendi: